2 Kasım 2011 Çarşamba

isimsiz

Kafamı kaldırdığımda ummadığım anda
Yüzümü güldürendin karşı masada
Sesimin çıkmaya çabalayıp başaramadığı,
Vücudumun hareket kabiliyetini kaybettiği
Kalbimin kontrolüm dışında delicesine attığı
O nadir anlarda
Birileri dürttü her bir yanımdan
Bazısı yaşımdan,
Bazısı gezentiliğimden,
Kimi zamansa öğrenciliğimden.
Her biri ayrı yaraladı incinmeye müsait kalbimi
Çünkü benim kendime bağırmaya korktuklarım
Bir bir saçıldı ortaya tüm çıplaklığıyla
Hem de en yabancı ağızlardan...

Yanımda olduğun anda
Neşemi koyverdim umarsızca...
Boşluğun dolmadığındaysa
Sessiz çığlıklarıma eşlik eden
İçime akan gözyaşlarımla suladım
Kalbimin çorak arazisini...
Bir sarı gül sundu sana olan sevgim,
Dökülürken dudaklarından alaycı sözlerin...
Suskun, kırgın, kendime kızgın
Eğdim başımı önüme...
Dilim varmadı demeye:
“Ben de o gülüp geçtiğin
Hayranlardan sadece biriyim” diye...
Alacağımdan korktuğum cevap
Doldurdu gözlerimi bir an...
İnat ettim ağlamamaya
Ağzından “hayır”ı duyana kadar...

02.11.2011 18:00

12 Eylül 2011 Pazartesi

Sessizliğin

Ne sesin ulaşıyor buraya
Ne de en üzücüsü bile olsa haberin
Yılların sensizliği yetmez gibi
Vicdanımın çığlıkları yırtıyor kulaklarımı
Kendi cehennemimi yaratıyorum bilinçsiz
Derin özleminde boğuluyorum çaresiz

Oysa ihtiyacım tek kelime:
Biri 'Yasıyor' desin sadece.
Sussun vicdanım sonsuza dek
Ve ben aramaya koyulayım bulana dek
Nefesim hapis kalmasın bedenime
Ruhum kavuşsun özgürlüğüne

30.08.2011


Bu hayatımda en çok sevdiğim kişiye bir anda kalemimden dökülen cümlelerim... Aşk değil, 8 yıllık bağlılık bir adama bunu yazdırdı bana. 2 hafta içinde halen hayatta olduğunu duydum, dünyam güzelleşti, ilk kez sevinçten ağladım. Seni çok seviyorum Zeki Çelik, biricik öğretmenim.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Kadınlar Çıkmazı

Yarım bir aşk, yarım bir dudaksın
sıkıntılı ikindi yağmurlarında
her yeni erkekten sonra daha erkeksin
tuzlu inciler dolu
...kuş uçmaz mavisi gözlerinin.

Işıklara çarpıyorsun sokağa çıksan
şehrin korkusu büyüyor pencerelerde.
Avuntusu yok erkekli yatakların
ne olur gitme
daha kaybolacaksın.

Bir yanın şarkılar
kan tutmaları öbür yanın.
Gülerken iki kadeh arasında
nasıl ağladığın anlatılmıyor.
Ne olur
bu kadar kendine saklanma.

Sen kapalı, mahzun odalarda
kırık oyuncaklara karşı bir çocuk.
Ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça
dudakların kaskatı öpüldükçe neden?
Kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında
belli, yoruldun kendini denemekten.

AHMET OKTAY

13 Mart 2011 Pazar

Deneme

Sus!
Birazcık sus!
Senin susman yetmez,
İçindeki sesi de sustur!
Boşuna yırtınmasın kendi kendine!
Olan oldu artık,
Geri alınması mümkün değil hiçbir şeyin!
Ne geri gidip hatalarını telafi edebilirsin,
Ne yaşanmışları silebilirsin,
Ne hislerini aldırabilirsin...
Sadece uzaktan seyredebilirsin
Umuduna yelken açan,
Yeni yollara koşan,
Kısaca senin yapamadığını yapabilen insanları...

Dur ve izle diğer insanlardan
Kendin için çaba göstermediğin hayatının
Aslında ne olabileceğini...
Umarsız olmayı dene bir seferlik,
Unutmayı, gömmeyi dene...
Yürüyüp gitmeyi,
Kendine dönmeyi,
İnsanları göz ardı etmeyi dene...
Denesen biliyorsun en kötü ihtimali,
Hiçbir şey değişmez,
Yani şu andakinden kötü olamazsın...
Oysa denemezsen zaten değişmeyecek yolun,
Acın ve gözyaşın daim...

Kendini baştan yaratmaya çalışma,
Senin özün değişemez elbet,
İçine işlemiş sen olmak...
Ama dokun kendine değişmek için...
En ince işçiliğinle ör
En kalın duvarlarını...
En sağlam dostlardan kur
Kalenin korumasını...
En ölümcül silahlarla durdur
Seni yıkmaya çalışanların donanmalarını...
Yoksa ne sen kalırsın geriye yıpratılmaktan,
Ne de parçalanmış gururun...

Ceyda TOPUZ

14 Şubat 2011 Pazartesi

Üçüncü Şahsın Şiiri

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım

Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım

Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım.
Atilla İLHAN

14 Şubatta günün benim açımdan anlam ve önemine en uygun şiiri budur herhalde... Her aşkında üçüncü şahıs olan, karşısındaki kişi değişse de onu uzaktan sevmekten kurtulamayan, başkalarının kollarında gülen yâri bir ömür bekleyen biri olmak en güzel böyle anlatılırdı...

Nefes

Onu düşünüp acısına hüzünlenirken yüreğimin derinliklerinde,
Kelimeler mızrak gibi saplanıp durur kalbimin orta yerine...
Kalbini kırma korkusunun elimi kolumu bağladığını düşünürken,
Kendime hakim olamayıp saçmalayarak, sırf kalbini değil,
Etrafımızdaki her şeyi kırmanın eşiğinde buldum kendimi.
Benim için sadece dokunmakken klavyemdeki tuşlara o anlar,
Karşımdaki kişi anlamlandırıyordu yazdıklarımı, beni,
Gördüm ki istesem de yazdıklarımı geri almak imkansız...
Ellerim durdurdularsa da olanca hareketlerini bir çırpıda,
Vicdanımın olduğu yere çöreklenmiş olan kalbim olanca hızıyla
Beni öldürme halice çarptırıyordu kendini...
Hayatta kalmak değildi amaç, bir dost eline teslim edebilmekti kendimi,
Oysa ölü hücrelerime amaçsızca oksijen dolduruyorum şimdi...

Ceyda TOPUZ
14.02.2011 03:00

3 Ocak 2011 Pazartesi

İçimdekiler

Korku değil içimdeki;
Salt acı gerçeği biliyor olma hissi,
Kabullenme hali olanca çıplaklığıyla durumu...
Herhangi bir umut, beklenti yok içimde;
Dört yanı duvar olan bir odada,
Olmayan gölgemi aramıyorum artık.
Her türlü arayıştan vazgeçtim hatta,
Ruh eşimi, sonsuz bilgiyi,
Hayatımın anlamını, amacımı bile...
Sadece yaşamaktan ibaret hayatım,
Göğsümü sıkıştıran bir ağrı olmaksızın,
Nefes alıp verebilmek önemli özgürce...

İstek değil içimdeki;
Son çırpınışları ruhumun
Batarken en derine...
Bir şey isteyecek güç yok içimde;
Delik deşik olan bir evde,
Sahte sıcaklıklara yer yok artık.
Gelen yolgezerlere de kapalı evim,
Yerleşip kalmayı sevenlere de;
Sadece ev sahibi olanlar kalır artık içeride...
Mevcut koşullarda mevcut kişilerle
Kafamı kurcalayan sorular olmaksızın
Sevmek ve sevilmek gerekli delice...

Endişe değil içimdeki;
Yaşanmışlıklarla kaplanmış
Gerçekçi bir karamsarlık hali...
Kafaya takılacak bir şey de yok;
Doğum ve ölüm kadar sıradan olan hayatlarda,
Yalnızlığı düşünmeye ziyan edecek zaman yok artık.
Yalnızlığını paylaşmaya gelen de olmaz,
Sessizliği bölecek biri de olmaz;
Bir başınalık sarar insanın her yanını...
Kavgalarını yalnız kendiyle edebilip
Kimseye katlanmak derdi olmaksızın
Dilediği gibi davranabilmeli umarsızca...

Yok işte bunların hiçbiri,
Yalnızca sensin içimdeki...

Ceyda TOPUZ